23 Haziran 2010 Çarşamba

Neden ölüyor kardeşlerimiz neden?

TÜRKİYE ŞEHİT HARİTASI



Bu yazıyı bloga dökerken aslında içimden şunu geçirdim. Bak kızım dünya ne senin söylediklerinle değişecek ne de gidenler geri gelecek. Önce önemsiz olduğunu kabullen, sonra otur konuşalım içindeki öfkeden kudurmuş alt benlikle...

Işık hızıyla değişen gündemimizin aslında hiç değişmeyen ama bir şekilde değiştirilmek istenen, üstü örtülmeye çabalanan o acı tablosu...Son 4 ayda yaklaşık 60 şehit verdik. Evet hayatının baharında 60 can. Hayalleri olan, anasının kuzusu, sevdiceğinin yolunu gözlediği o gencecik bedenler...

Analar, babalara, kardeşler 'VATAN SAĞOLSUN' diyor. Onlar da öyle demişti son sözlerinde 'VATAN SAĞOLSUN'. Çünkü onlara birileri kendi arasında rant sağlıyor sen de boşu boşuna ölüyorsun demediğimiz için, vatan uğruna ölüyorsun dedikleri için 'VATAN SAĞOLSUN'!

Komplo teorilerini bir kenara bırakalım ama Allah aşkına siz de sormuyor musunuz bu nasıl istihbarat, bu nasıl askeriye, bu derme çatma yer nasıl karakol oluyor açık hedef haline gelsin diye mi, 3aylık er daha silak tutmayı yeni öğrenmişken terörün kucağında ne işi var? Evet eminim siz de soruyorsunuz.

Dünyanın en kalabalık ordularından biriyken nasıl oluyor da 3-5 çapulcuyla başedemez oluyoruz nasıl? Milli Gelirimiz %65'i askeriyeye ayrılıyor ve -dikkat- sadece %2'si eğitime ayrılıyor. Arkadaşlar nerde bu paralar, paralarımız nereye aktarılıyor? Madem bu para orduya aktarıldı o zaman neden hiçbir başarı yok neden? Japonya gelişmiş ülke diyip duruyoruzya bunun sebebi Japonya'nın askere para ayırmaması. Eğer biz de askere bu kadar çok para ayırmak zorunda kalmasaydık o parayı eğitime sağlığa aktarsaydık emin olun biz de refah bir toplum seviyesine ulaşırdık.

Görüyorsunuz işte nereden nereye etkiliyor terör ve bütün bunların hiç bir işe yaramadığını görmek, hala kardeşlerimizin ölüm haberlerini almak sizi bilmem ama benim çok kanıma dokunuyor.

PKK silahı, roketatarı, mühimmatı nerden sağlıyor? Ben söyleyeyim hala farkına varamayanlar varsa. İncirlik Üssü, Irak'taki kamplar ve elbette gizli el İsrail. Peki Türkiye bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor. O zaman İncirlik Üssü neden kapatılmıyor? Neden boş kamplar bombalanıyorda, terörist besleyen kamplara dokunulmuyor, neden?

BDP'li milletvekili çıkıp 'ÇOCUKLARINIZI ASKERE GÖNDERMEYİN' diye çağrı yapabiliyor. Neden susturulmuyor? Neden izin veriliyor?

Recep Tayyip Erdoğan İsrail'den üstün hizmet madalyaları alıyor. Sonra da gelip şehitlere kelle diyor. Hala iktidarda...Neden?

Osman Pamukoğlu ve Banu Avar gibi bir şeylerin farkında olan insanlar kendini paralaya dursun ve herkes bu insanlara kulaklarını tıkasın. Taraf yazarı pezevenklerde işlerine gelmediği için bu insanları topa tutsun. Sahi Taraf bu kadar açık PKK propagandası yaparken neden kapatılmıyor?

Rockefeller Ailesini duydunuz mu? Ya Mason Cemaaitini? Peki ya Amerikan Dolarının üstündeki 'IN GOD WE TRUST' yazısını da mı görmediniz?

Sona gelirken, yazımın başına dönmek istiyorum. Evet biliyorum ben önemsizim ve söylediklerim dünyayı değiştirmeyecek, bizim ülkemizde şehitler, Afrika'da ise açlıktan ölen çocuklar olacak. Neden mi? Birileri kontrolü elinde tutsun diye. Dünyaya hükmedebilsin diye. Evet birileri gerçekten kötü çünkü.

Aslında bu yazı çok daha uzun olabilirdi ama detaylara girmek istemedim. Düşünün diye. Beyniniz özgür kalsın diye. Neyin ne olduğunu verdiğim yaklaşımlardan kendiniz çıkarın diye...Lütfen arkadaşlar, bir tek ben önemsizim ama hepimiz bağırırsak, hepimiz kusarsak bildiklerimizi işte o zaman bir şeyler değişebilir. LÜTFEN!

22 Haziran 2010 Salı

Bilir misin gerçekten kaybetmenin inanılmaz ağırlığını?


Geçip giderken zaman, aslında tek gerçek kaybettiğimdi. Bunun içindi belki de oyalanmam ufacık dünyalarla. Hatırlamak içindi konuşmak... Hatırlamak için yazmak… Hatırlamak için yaşamak… Unutmak için hatırlamak... Melankolik şarkılarla gelen baş ağrısı. Artık ağlayamamam… Ağladığımda hıçkırmam derinden. Ağlama sonrasının tuhaf baş ağrısı..."Canım benim nasıl da hıçkırıyor" diyen biri. Acıyan gözler, gören gözler, hep gözler. Evin duvarlarındaki boyanın çatlakları. Dışarının sıkıcı aynılığı, belki de anlamsızlığı. Ölmeyi seçmek. Vazgeçmek… Belkiler için yaşamak… Unutmak için ölmek, görmek için yaşamak… Hiçbir yere ait olmama hissi… Uzun uzun anlatamam her şeyi, böyle olsun istemedim ben de. Çalarken gözlerinin dolması. "Yaşıyormuş" gibi yapmak. Aslında hiçin sonsuzluğunda kaybolmak....

20 Haziran 2010 Pazar

ateşini yolla bana...sktir git çok sıcak lan

Hava o kadar sıcak o kadar sıcak ki ne dışarı çıkasım, ne de tatil yapasım var ciddi ciddi tüm gün evde oturabilecek embesil potansiyele sahibim. Resmen dışarı çıkıp yarım saat için de suratım ve kollarım ateş tabancasına dönüşebiliyor. Bu zamanlarda bana 'ateşini yolla bana dıp dırı dıp dıp dıp' diye gelen bir delikanlıyı bağrımdan çıkan ateşle yanlışlıkla öldürdüm.(

Annem: Kızım x şehrine gidelim orda tatil yaparız

Ben: Yoooğğkk ben gelemem çok sıcak ben yanarım orda bronzlaşırım ayy şimdi bayılıcam bak düşüncesi bile bayıltıyor beni

Annem: Kızım Adana'ya gidelim bak akrabalar özlemiştir seni yıllardır gitmiyorsun

Ben: Yoğğğkk ben gelemem, ayyy çok sıcak orası hatırlamıyorsun galiba çocukken sen beni oraya götürmüştün de ben sıcaktan alerji olup komalık olmuştum. Sen git herkese de selam söyle, ben gidip huzursuzluk çıkarıcam bu niye gelmiş diycekler yok gelmem ben sen oğlunu al git.

Annem: Ya sen ne biçim gençsin, millet it ayağı yemiş gibi geziyor, hanfendi yok kararırmış yok bayılırmış yok alerjisi varmış kararsan nolucak millet husisi bronzlaşmaya çabalıyor ceset gibisin azcık yüzüne kan gelir aman kızım sakın evden çıkma tamam mı belki bi kaçıran olur.

Bi arkadaş: Yavrum çok özledim İzmir'e gelsene

Ben: Ayyy bebeğim ben de çok özledim ama orası çok sıcak ben bayılırım orda, eririm valla başına dert olurum kırılma sakın, sen gelirsin İstanbul'a evde otururuz.

Bütün yakın arkadaşlarım: Kızım Foça'ya festivale gidiyoruz sakın gelmiyorum deme. Geliyon dimi?

Ben: Ay ben gelemem orda sabahın köründe güneş çarpıyor çadırda dursan durulmaz amele gibi yanıcamm soraa pis sıcak bayılırım ben ayy temiz tuvalet yok, her gün duş almak lazım doğru düzgün duş yok, alerji olurum ben gelemem öyle yere

Başka bi arkadaş: Kızım okul kapanmış, İstanbul'a gelmişsin niye haber vermiyorsun en kısa zamanda buluşalım.

Ben: Ayyy buluşalım çiçeyim de mümkünse akşam üstü olsun bu sıcakta çıkamam ben zaten otobüslerde leş gibi ter kokuyor ayy lütfen akşam üstü...

Bu tip dialogların yanına ek olarak ev arkadaşlarıyla çıkılan tatili sürekli sıcaktan yakınarak onlara zehir etmek, anneye her Adana muhabbeti açtığında burnundan getirmek vb. huysuzluklar mümkündür.

Evet sayın seyirciler, bu yazımızda sıcak sebebiyetiyle sosyolojik sorunlar yaşayan bir genç kızın dramına tanık oldunuz. Haftaya tekrar görüşünceye dek, sıcak çok sıcak, sıcak daha da sıcak olacak bu geceeeeeeee...

15 Haziran 2010 Salı

Ah İstanbul İstanbul olalı hiç görmedi böyle eziyet

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! diyor şair. Peki aziz İstanbul'un azizliğini bıraktık mı acaba?

Bir maruzatım var. Kadir Topbaş duy sesimi. İstanbul'da trafik berbat durumda. Bu da yetmezmiş gibi seferler eksik otobüsler, metrobüsler, tramvay, metro ve vapurlar allah ne verdiyse hepsi hınca hınç dolu. Fordçusunu mu ararsın, deodorantın icatından habersiz insanları mı yoksa sarımsak yiyip toplu taşıma aracına binen hödüklerimi -ki sarımsak kokusunu alınca kusarım ben-. Hadi onlar mal peki bu kadar malı sıkış tıkış dolduran belediye daha az mı mal? Gerçekten sinirlerim bozuluyor.

En son bugün bir olay yaşadım ki evlere şenlik. Otobüse ilk durakta binmemize rağmen sadece 3tane tekli yer bulabildik ve en öne teyzem onun 3 arkasına annem ve annemin 3 arkasına ben oturdum. Zaten bir durak sonra nefes alamayacak hale gelmiştik hani bitki olsan şahane fotosentezlik ortam var. Yabancı bir karı(karı diyorum lanet nesne terbiye sınırlarım içinde karıyı uygun gördüm) yanında 2hödük tepemde dikiliyorlar. Kadın 1.80 boylarında ve bozuk türkçesiyle hayvan gibi bağırarak konuşuyor. Herkes rahatsız oluyor dönüp bakıyor falan ama tek rahatsızlık bu olmadığı için kimseden ses çıkmıyor. Neyse bunun fingirdeştiği hödüklerden biri habire götünü koluma sürttürüyor. Ya sabır çekiyorum ama ben bu tip olaylarda adeta ciddet geçirir diş bilemeye başlarım. En son dayanamayıp herifi elimle de iterek 'çekilsene kardeşim üstüme mi çıkacaksın' dedim. Adam suçlu tabi ağzını açamadı. Yavşak karı ağzını yaya yaya 'sanane' demez mi? Nasıl sanane lan adam üstüme çıkıyor. Delirdim tabi başladım saydırmaya 'terbiyesizilik yapma, gerizekalı... allah ne verdiyse. Bu sensin terbiyesiz falan dedi. Sonra elini ayağına indirip ayağındaki yaklaşık 10cm çivi topuklu ayakkabıyı çıkarmaya çalıştı. Çıkarıp da kafama vuracak orospu. Allahtan kalabalıktan çıkaramadı. Bir de diyor ki çıkaramadım tüh. Bu olay yaşanırken otobüsün diğer göremediğim köşelerinde yolculuğuna devam eden annem ve teyzem hiç haberdar olmadı. Ben de öyle sahipsiz sefil modunda takıldım. Ama vurmaya kalksaydı annnnnnnnnnnnneeeeeee diye çığlık atacaktım. Onlar daha güçlüydü ama ben daha çok laf soktum olsun. Zaten haklıydım.

Demem o ki bari trafik sorununu çözemiyorsunuz, hiç değilse seferler artsın ki biz masum insanlar böyle embesil zihin fakiri insanlarla muhatap olmak zorunda kalmayalım. Sona doğru resmi sponsor Türk Hava Yolları'na ve Barcelona'ya sevgiler.

13 Haziran 2010 Pazar

Deli

Kurbağayı sıcak suyun içine atarsan zıplar lakin normal suyun içine atıp yavaş yavaş ısıyı artırırsan zıplamaz. Sıcaklık aynı sıcaklıktır fakat anlamaz. Farkedemez suyun ısındığını, oracıkta ölür, gider.

İşte ben de böyle yavaş yavaş delirdim, kimse farkına varmadı.

Kurbağanın ısınan suyuydu benim biriktirdiklerim. Kurbağanın ölümüydü benim delirmem. Hiç farkına varamaması ise kimsenin bu durumu farketmeyişiydi. Ve ben Jack'in kırık kalbiydim. Hiç sırıtan intikamı olamamıştım hayattan intikamımı alamadan delirmiştim.




Kurbağa demişken çocukluğuma dönmek istedim, Kermit'e dönmek...

12 Haziran 2010 Cumartesi

Sevgili İnsanlık !..Bir çocuk masumiyetiyle bir kez daha ; ' Elma ' diyoruz, ne olur çık artık...

Bugün yaşadıklarımı ibretlik olsun diye paylaşmak istiyorum sizlerle...

Annem, 2teyzem, 2kuzenim ve ben Beyoğlu turuna çıkalım dedik. Her şey güzel başladı evden Eminönü ordan nostalji metrosuyla (dünyanın 2.metrosudur o kadar eski) Galata'ya çıktık. Alman bir rock grubu Galata kulesinin önüne kurulmuş sahnede performansını sergiliyordu. Genç çocuklar hepsi de çok şirindi. Müzikleri de fena sayılmazdı. Ayrıca 1hafta boyunca bir grup Türk gencini çalıştırıp kendi grupları ve yaklaşık +15 Türk kişisi birlikte Erkin Koray'dan Arap Saçı'nı yorumladılar. Velhasılı güzeldi.

Buraya kadar her şey normal. Sonrasında İstiklal'e çıktığımızda kalabalığın yoğunlaştığı ve bir yerden sonra tıkandığını farkettik. Evet genç bir kız intihar ediyordu!

Polis arabası, ambulans, branda, haber kanalları ve elinde cep telefonuyla gülerek kayıt yapan yurdum insanları...Atlasana lan. Atlamayacaksan niye çıktın? Atlamazsan adisin. Kesin hayat kadınıdır bu. şeklinde nidalar yükseliyordu. Kanım dondu. Biz ne zaman bu kadar acımasız, bu kadar duyarsız ve birinin ölümünden mutlu olur hale gelmiştik. Ne zaman bu kadar kötü olmayı becerebildik? İnsanlığımız nerede son buldu?

En sonunda kız dayanamayıp eline çıktığı çatıdan bir tuğla alıp üzerimize fırlatmaya kalktı. İşte o an bir başkasına atla lan! diyen zihniyet kendi can korkusunu, ölüm korkusunu yaşayıp tuğlanın hedefi olmamak için bir yerlere kaçıştı. Bir grup insan Halep Pasajına, oraya sığamayanlar ise İstiklal'de birbirine abanmak suretiyle kaçış yolu aradı.İyi ki o tuğlayı kafamıza atmaya kalktı da örümceklenmiş beyinlerimiz yerine gelebildi korkuyla...

Sonra eve döndüğümde internetten olayı araştırdım. Kız atlamış mıydı? Derdi neydi? Henüz 17 yaşında olduğunu, yetiştirme yurdunda büyüdüğünü ve çalıştığı kuaförden kovulduğu için artık kaderine isyan edercesine bu duruma geldiğini öğrendim.

Bu da olayın linki: http://www1.haberler.com/yetistirme-yurdundan-catiya-2101119-haberi/

Son olarak Arifhan Akpınar'ın şu anlamlı sözüyle sormak isterim hem kendime hem sizlere:

Sevgili İnsanlık !..Bir çocuk masumiyetiyle bir kez daha ; ' Elma ' diyoruz, ne olur çık artık...

11 Haziran 2010 Cuma

zihinsel engelli yurdum insanı


Çok sinirliyim çok. Şimdi size bir olay anlatıcam ki zaten siz sinirlenmiyorsanız okumayın bir daha sayfamı. Bu tip olaylara sinirlenmeyecek insan okumasın, yazmasın, yaşamasın!


Ptt'ye gittim kira yatırmaya numaratörde normal gişe işlemleri var bir de engelli diye bir şey var. Eğer engelliysen engelli tuşuna basıyorsun, sıra bekleme diye bilgisayar sana öncelik tanıyor. Ne güzel dimi hepimiz sevindik şimdi, çağdaş medeniyetler seviyesine adım adım yükseliyoruz bla bla. Evet buraya kadar her şey normal gözükebilir fakat normal olmayan kısmı engelli numarası alanların %90ının engelsiz olması!


Benim gibi aklı cinliğe çalışmayan vatandaşlar gişe işlemlerinden numarasını alıyor embesil gibi sıra bekliyor saatlerce, kendini çok akıllı zanneden sağasağlam adam gidip engelli numarası alıyor. İşte olayda burda kopuyor. Gişedeki kadın engeliniz var mı diyor, boylu poslu en fazla 25 yaşındaki adam biraz başım ağrıyor diyor! Ulan senin bi beynin var mı ki başın ağrısın! Bunu gören diğer insanlar doğal olarak hem gişedeki görevlinin hem de engelli numarası alan sözüm ona engelsizin ağzına sıçıyor haliyle. Ortalıkta bir curcuna, herkes birbirine bağırıyor. Gişedeki kadın n'apsın sen kendine yakıştırıyorsan yapayım işlemini diyor.


Şimdi size soruyorum, acaba bu şerefsizliği yapanlar mı engelli, yoksa gerçekten engeli olanlar mı?


Bununla birlikte evlere şenlik bir olay daha vardı ki hiç sormayın 1teyze ve 1amca -ki 2si de fosil- gelmişler yaşlılık maaşı mı ne çekiyorlar. 2si de türkçe bilmiyor. Gişedeki görevli imza atın diyor bunlar anlamıyor, bunlar bir şey söylüyor görevli anlamıyor. En sonunda 45yaşlarında bir adam araya girdi de bunlara tercüman oldu kendi aralarında kürtçe bir şeyler konuştular. Görevli ne diyorlar dedi kadın diyormuş ki bu belge bende mi kalıcak, adam da nereye imza atacağını anlamamış. Güler misin ağlar mısın?


Al sana yurdumun binbir çeşit insan manzaraları...